www.bilgipinarim.com
Tarih-Saat
A Atatürk

rehber

Ana Sayfa

 

  a AİLELERE ÖNERİLERİMİZ...                                               
 
a ERGENLİK DÖNEMİ...                                                           
 
a VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ...
 
a SINAV KAYGISI...
 
a SINAV KAYGISI NASIL YOK EDİLİR...

a ÇOCUĞUMUZUN KARNESİ...
a ÇOCUK HAKLARI...
a SINAVDA BAŞARIYI ARTIRACAK 8 ÖNERİ...
a YARIYIL TATİLİ NASIL DEĞERLENDİRİLMELİ...

ÇOCUĞUMUZUN KARNESİNİ NASIL OKUMALIYIZ? 

z

  Bir karnenin iyi veya kötü olması neye göre değerlendirilir?  Bu değerlendirme öncelikle, karnede kaç kırık, kaç geçer not olduğuna bakılarak yapılır Diğer bütün performanslar gibi karnedeki duruma bakarak bir öğrenciyi, bir insanı değerlendirmek, yani sadece sonuçtan yola çıkarak bir yargıya varmak anne-babaları yanlış noktalara götürebilir.  Karne bir sonuçtur ve bir anlamı vardır, önemli olan bu sonuca götüren süreci iyi değerlendirmektir.  Anne-babaların dikkat etmesi gereken konuların başında çocuğun bireysel özellikleri, genel kapasitesi ve güçlü olduğu alanlar gelmelidir.  Artık sadece bir tek “zekâ” veya “yetenek” olmadığını biliyoruz.  Bu nedenle, çocuk, örneğin matematik dersinde zorlanmakta ise onun yeterince akıllı olmadığını düşünmek hatadır.  Bir çocuğun sözel veya sayısal alanlara, müziğe, spora ya da doğa bilimlerine karşı bir eğilimi olabilir.  Ancak okul ortamı içinde kendisinden çok çeşitli alanlarda eşit derecede başarılı olması beklenir.Çok az kimse birçok değişik alana eşit derecede ilgi duyabilir, dolayısıyla da bazı alanlara doğası gereği kendini daha yakın hisseder, diğerlerini de mecbur olduğu için öğrenir.  Ailelerin fark etmesi gereken çocuğun çok da yatkınlığı ya da merakı olmadığı halde, bir konuda bir şeyler öğrenme konusunda ne kadar çaba gösterdiğidir.  Çocuk o dersi önemser ve anlamak için elinden geleni yaparsa, çaba gösterirse artık getirdiği karne notunun pek de önemi kalmaz.

        Karneyi değerlendirirken dikkat edilmesi gereken ikinci alan, çocuğun yer aldığı aile ortamıdır.  Çocuğun bireysel özelliklerinin yanında, içinde yetiştiği aile ortamının da çocuğun çalışma alışkanlıkları, okulu önemsemesi, sorumluluklarını bilmesi ve yerine getirmesi üzerinde büyük etkisi vardır.  Bütün aile bireyleri, boş zamanlarını televizyon karşısında geçirirken, çocuğun odasında ders çalışmasını ya da kitap okumasını beklemek çok da gerçekçi olmaz. Okumak, öğrenmek, yeni bilgiler edinmek, aile içinde eğlenceli, keyifli bir iş olarak ele alındığında, çocuk da bu faaliyetleri bir mecburiyet olarak görmemeye başlar, bu da onun öğrenme isteğini ve dolayısıyla da okul başarısını arttırır.  Genellikle yapılan, çocuk okula başlayana kadar ondan hiçbir şey talep etmemek, birinci sınıftan itibaren de, çocuğun zamanını, eşyalarını organize etmesini, sorumluluklarının bilincinde olmasını beklemektir.  Bunlar yerine getirilmediği zaman aile ve çocuk arasında çok ciddi çatışmalar yaşanır, daha sonra aile çocuğa yeterince şans vermeden dışardan destek almaya, ya da çocuğun birçok sorumluluğunu kendisi yerine getirmeye başlar, örneğin arkadaşlarından ödevleri almak, çantayı hazırlamak gibi.  Bu şekilde de çocuk, anne-babası için çalıştığına, onlar kızmadığı, baskı yapmadığı zamanlarda çalışması gerekmediğine inanmaya başlar. Çocuk çalışmanın gerekliliğini, önemini içselleştiremeden, bu işleri bir yük olarak görmeye başlar. 

 

        Son halka, çocuğun içinde yetiştiği toplum ve bu toplumun sunduğu değerlerdir.  Çocuk, aile ve okul okumaya, öğrenmeye ne kadar destek verirlerse versinler, eğer toplumun genelinde, bunlar çok takdir edilen değerler değilse, çocuk bir süre sonra okula gitmenin, diploma sahibi olmanın, çalışarak başarı kazanmanın çok da anlamlı olmadığını düşünmeye başlayacaktır.  Bu kadar emek vermek yerine daha kısa bir yoldan nasıl paraya ve saygın bir konuma geleceğinin hesaplarını yapacak ve karneyi önemsemeyecektir.  Çevresinde diploma almış, ancak iyi yaşam koşulları oluşturmakta zorlanan örnekleri gördükçe de fazla zahmete gerek olmadığı sonucuna varacaktır. 

         Çocuğun okul başarısının onun kapasitesi içersinde olduğuna dikkat etmede özellikle ailelere büyük bir görev düşmektedir.  Bir yandan çocuklarını çok iyi gözlemlemeli ve tanımalı, diğer yandan da çocuklarına öğrenmenin zevkini verebilmelidirler.  Bunların dışında, çocuğun daha okula başlamasını beklemeden, onlara çeşitli sorumluluklar vermeli, zamanlarını planlamayı, işlerini sıraya koymayı öğretmelilerdir. Çalışmanın, harcanan bir emek sonucu başarı kazanmanın zevki, kutsallığı çocuğa yine küçük yaştan itibaren anlatılmalıdır.

         Çocuk, karnesini bir dönemin sonunda eline aldığında, büyük bir iç rahatlığıyla “Evet, elimden geleni yaptım, yapabileceğimin en iyisi buydu” diyebiliyorsa o karnenin iyi bir karne olduğu düşünülebilir.  Ancak, çocuk aslında çok daha fazlasını yapabileceğini düşünüyorsa, bundan sonrasında neler yapılabileceğinin çocukla tartışılması yerinde olur.  

        Çoğu öğrenci, karnesinin çabasını yeterince yansıtmadığı görüşündedir, ya da yeterince çalışmadığını bilir ve gelen kırık notları nasıl düzelteceğinin endişesini yaşamaya başlar.  Karne, bir değerlendirme olduğu için, çocuğun aklına, notla yapılan bu değerlendirmelerin, çevre tarafından da nasıl değerlendirileceği gelir. Anne-babanın, diğer akrabaların, arkadaşların, öğretmenlerin gözünde ne durumda olacağını sanki karne notları belirlemektedir.  Sanki notları yüksek olan çocuk “iyi ve akıllı”, düşük olan çocuk da “tembel ve sorumsuz”dur.  Ailelerin karne karşısında heyecanlarını çok da dışa vurmamaları önemlidir.  Olumlu ya da olumsuz duyguları fazlasıyla çocuğa yansıtmak, onun kendini değerlendirmesinde sürekli başkalarına bağımlı hale gelmesine neden olur.  Ancak, önemli olan çocuğun kendi kendini doğru olarak değerlendirmeyi öğrenmesi ve gitmesi gereken yönü kendi kendine bulmasıdır.   

        Öğretmenlerin, çocuğun okul başarısını değerlendirip verdikleri notların, bir de evde aileler ile birlikte değerlendirilmesi önemlidir.  Burada “durum değerlendirmesi” kavramı önemlidir.  Çocukla, bir öğrenci olarak bulunmayı hayal ettiği konum konuşulur.  Sonra çocuk bu konuma ulaşmak için neler yapması gerektiğini düşünür ve belki biraz da ailesinden fikir alır.  Daha sonra bu ideal durumun sağlanması için sahip olunan destekler ve bu durumun önündeki engeller konuşulur.  Bu engellerin aşılması için birlikte planlar yapılabilir.  Bu konuşmanın sonunda, çocuğun kendi istediği gibi bir öğrenci olursa bunun kısa ve orta vadedeki sonuçlarının ne olacağı, bu planlarının dışına çıkarsa nelerle karşılaşacağı son derece net olmalıdır.  Artık aile ve çocuk arasında varılmış bir anlaşma vardır ve aile çocuğun bu anlaşmayı unuttuğunu, ihmal ettiğini fark ettiği noktalarda, ödemek durumunda kalacağı bedelleri ona kısaca hatırlatır. Örneğin, çocuk ideal bir öğrenciyi, notları 3 olan, derslerde parmak kaldıran, öğretmenleriyle sorun yaşamayan biri olarak tanımlamışsa, önce, bu tablonun onun için tek olası durum mu olduğu tartışılmalıdır.  Daha sonra da, bu hedeflerine ulaşmak için nelerin ona destek, nelerin engel olduğu saptanmalıdır.  Örneğin, çocuk çok fazla televizyon seyrediyor olabilir, okuduğunu anlamakta zorlanıyor olabilir, sınıfta bir şey söylediğinde alay edilmekten korkuyor olabilir, kendini yazılı olarak daha iyi ifade ettiğini düşünüyor olabilir.  Bu verilerin ciddiye alınması ve bunlara yönelik stratejiler oluşturulması önemlidir.

         Okul çağındaki hiçbir çocuk sadece öğrenci değildir, onun da herkes gibi birçok farklı yönü vardır.  Çocuğun her ne boyutta olursa olsun başarılarını fark etmek, bunları takdir etmek, öne çıkarmak onun kendine güvenini arttıracak, kendiyle gururlanmasını sağlayacaktır.  Bu açıdan baktığında da, zayıf olduğu yönleri bir eksiklik olarak değil, geliştirilmesi gereken yönler olarak kabullenmesi daha kolay olacaktır.  Unutulmamalıdır ki, sonuç değil süreç önemlidir.  Çocuğa tüm geribildirimler, sonuç için değil, içinde bulunduğu süreç için verilmelidir.  Gösterdiği çabayı takdir etmek, bulduğu çözüm yollarını övmek, ona inanıldığını göstermek çok önemlidir.

 Yukarıdaki yazıyı bilgisayarınıza indirmek için tıklayınız...